ŞAİRLERİMİZDEN CEVDET KARAL
18 Aralık 1967’de Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okudu.

18 Aralık 1967’de Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okudu. Yüksek öğrenimini, hayatını yazarak sürdürmenin bir yolunu sunabileceği düşüncesiyle, reklamcılık alanında tamamladı (1993). Çeşitli reklam ajanslarında yazar ve yaratıcı yönetmen olarak çalıştı. Halen aynı işi bağımsız olarak yapıyor.

Cevdet Karal’ın yazı ve şiir alanındaki ilk çalışmaları Yeni Devir’le Milli Gazete’de; Varide, Kelime, Aylık Dergi ve Mavera’da; 1986 sonrasında bir dönem düzenli olarak İkindi Yazıları’nda; ilerleyen yıllarda yazdığı ve kitaplarına aldığı şiirlerse Yönelişler, Diriliş, Bürde, Dergâh, Argos, İpek Dili, Yedi İklim, Kitap-lık, Gerçek Hayat, Merdivenşiir, Kaşgar, Türk Edebiyatı ve diğer bazı dergilerde yayınlandı.

1997-2004 arasında 38 sayı yayınlanan edebiyat ve kültür dergisi Kaşgar’daki editörlüğü ile de tanınan Karal’ın Kaknüs Yayınları arasından çıkan iki şiir kitabı bulunuyor: “Horozlu Ayna ve Ölüm” (1998), “Hilkatin İlk Günleri” (2006). 

 

 

GARDİYANIN OĞLU

 

-I-

 

Kara bir at sineği gibi düştü

Tanrının açtığı o esin sofrasına

Canhıraş bir cümlenin ortasına

Gardiyanın oğlu dokuz otuzda

Güneş süzülmüş iniyordu

Dallardan arabanın ön camına

 

Yeniyetme ruhlara yara bantları satan

Taze bahar kokuları iz bırakmayan kamçılar

Cehennemden dövmeler kalçalarla sırtlara

Amblemi utangaç bir yaprak

Vergi kaçırmakta usta şirketin kapısında

Cesetten ve cinayetten söz ettim ona

Gardiyanın oğlu dokuz otuzda

 

Uyanmak öyle zor ki bazı sabahlar

Tırnaklarını gece salonda yalnız kalınca

Boynuma geçiren bir soru var aklımda

O soru kabuğu kaldırılmış yara karşımda

O soru sabah banyoda diş fırçasında

Gardıropta boş askılarda boyunbağında

Perdeyi aralasam bir yarasa dışarda

Kan emici huzme ay ışığında

Adım atışımda kapı gıcırtısında

Yılların arasından süzülüyor o soru

Parkelerin mermerlerin arasında

Uykumu bölen bıçak yatağımın altında

Gözyaşıyla derilmiş zehir

Yüzük taşında

 

Sarsak bir çiviye asılmış ceket gibi

Aldım çıktım bu dünyaya kendimi

Günlerden kaplanlara benzeyen bir pazartesi

Başkanmış gençliğinde bizdenmiş

Şeytan görsün yüzünü dinle diyeceğimi  

 

Sabah kahvaltı sofrasında

Kesilmiş bir insan diliydim tabakta

Gece uyanıp baktığımda

Soru işareti ve cenin

Dünya denen anne karnında 

Alıp konuşsa mıydım o cümleyi

Bir kasap çengeli

Karşımda

 

Sunroof kapandı motor sustu

Güneş süzülmüş arabanın ön camına iniyordu

Sonra konuşuruz dedi

Saat dokuz otuzdu

 

Kravatını düzeltti

Kendine kement atar gibi ilikledi

Lacivert ceketinin metal düğmelerini

Darphaneden yeni çıktık parıltılı görünelim

Sakın belli etmeyelim bu delirmiş gözlerin

Konumuzla bir ilgilisi olmayabileceğini

Konumlandırman fikir sarhoşu deli

Dingin duru gözlerden iyidir bu

Hangi müşteri niye sevsin ki

Sahanda kırılmış yumurtaya benzer gözleri

Haydi iyisin iyi

Satış mevsimine girdik

Endişeli satış eğrileri

 

Dokuz otuzu az geçiyordu

Düğmeye bastı gardiyanın oğlu

Asansör önümüzde bir kafes gibi durdu

Suya düşmüş bir avcı tüfeği dedim

Aynada görür görmez kendimi

 

İki kaşımın ortasında o konuşma

Bana vitrinleri mabet yapacak kelimeyi bul

Hedefini ardından koşturacak cümleyi söyle

Aradığımız buydu desinler buydu olmak istediğimiz her neyse

Arzuları koşturan kamçı olmalı kokumuz üstümüzde

Haftaya görüşelim hızlı girdik satış mevsimine

Tüketici bizim sevgilimizdir

Gelin beyler övelim onu

 

O soru bize çay servisi yapan

O soru duvarlardan yankılanan

Başını kaldırıp gülümseyen bir yılan

Parfüm testırından fıs fıs

Tüm salona yayılan

 

Şu içtiğimiz kahve iyi gelmiyor ruh kurumasına bak gardiyan

Şu cilt kremleri şu kokular yara bantları aynı soydan

Denize koşmalı göğün tam altına

Orada yıkanmalı insan

 

Efendim cinsel cazibenin tahakkümü bu kokunun ruhu

Yaratıcılarımız bilemiyorum nasıl ele alacak konuyu

Gözleri iki at sineği gibi döndü durdu

 

 

-II-

 

Beklerken

 

O ne kelime öyle

Çok tuhafıma gitti

Sabah kahvaltı sofrasında

Kesilmiş bir dil gibi demek ha

Buluyorsun kendini tabakta

 

Sözümü kısa keseceğim bak dostum

Kafayı sıyırmandan korkuyorum

Büyümekten alıkoyuyor bizi

Senin şu tuhaf düşüncelerin

Neymiş gece uyanıp baktığında

Bir soru işareti yok bir cenin

Kıvrılmış kalmış yatağında

 

Gel bu gece bara çıkalım

Var mısın çivi çakalım

Önümüze çıkana usta

 

6. Katta

 

Şu küçük parfüm şişelerine

Biraz ruh üflemek için

Ey büyük bilge geldik

Huzurdayız işte  

 

Dikkatinizi toplamak için

Bir el ateş etsem yeridir

Bakın SİZE ne göstereceğim

Erkek kadının köpeği

Yeni tasarımıyla şişemizde

Kapak açılırken bir tasma

Tüketicinin elinde

Ve stilize bir erkek

Görüyoruz şişemizde

 

İlansa

Tam sayfa

Hafta sonu eklerinde arka kapakta

 

Patron konuşuyor

 

SİZE BÖYLE Mİ ANLATMIŞTIM KONUYU?

 

Parayı basan adamı maskaraya çeviriyorsun

Kadın görsel düşünür filan hikaye

Kadın kulağından, af edersin

Daha toysun nerden bileceksin

İş yok zamane gençlerinde

Demem o sen o cümleyi söyle

 

Haftaya tekrar görüşelim

Bana çarpıcı bir şey getirin

Esaslı bir numara çekelim

Vefat ilanlarını görmüşçesine irkilsin

Pazar payımızı kaptırdığımız herifler

Unutmayın kadın kulağından, ha ha ha

 

İniyorken tanıdık dünyaya

 

Susma konuş

Diyor alaycı bakışlarla

Bir insan dili şairin avuçlarında

Doğranmış az önce kasap bıçaklarıyla